
“Mimarlık mekân işidir” denir; bizce eksik, çünkü mekândan önce insan gelir. Bir yerin kalitesini metrekare ya da malzeme tek başına belirlemez; asıl mesele, mekânın günün farklı saatlerinde nasıl çalıştığı ve insana nasıl hissettirdiğidir. Eğer bir yerde mutluysan ama nedenini tarif edemiyorsan, çoğu zaman mimarlık sessizce işini yapıyordur. Gerçek bir mimar işin önüne geçmez; işvereniyle aynı hedefte buluşur ve mekânın içinde gösterişsizce kaybolur.
NOM’da her proje yaşam senaryosuyla başlar: kim girer, nerede durur, nerede hızlanır, nerede nefes alır? Işık, gölge, esinti, akustik ve dolaşım daha ilk eskizlerde tasarımın omurgasına yerleşir. Bu yüzden mimariyi iç mekândan ayırmayız; plan, detay, malzeme ve atmosfer aynı hikâyenin parçalarıdır.
İnsan odaklılık bizim için slogan değil, yöntem. Kıyıda tuz, nem ve rüzgârı tasarımın parçası sayar; otellerde gün boyu değişen ritmi sosyal alanlara yayarak hem sosyalleşmeye hem geri çekilmeye alan açarız. Evlerde ise bahçeyi dışarıda bırakmaz, avlular ve eşiklerle planın içine taşırız.
Mekân için değil; yaşam için tasarım.
Pergelin merkezinde ise daima insan.







